12 Mayıs 2008 Pazartesi
Hezarfen-i Ahval
Noluyor Orda
Karikatür
Rock Galeri
MMS

Bulutsuzluk Özlemi’nden Nejat Yavaşoğulları’yla Söyleşi 2. Bölüm
Noluyor Orda/ 14 Ekim 2005

“Hani kötü bir takımda oynayıp, dikkat çekmeyen bir futbolcu sistem dahilinde oynayan bir takıma girince mahareti nasıl ortaya çıkarsa bizde de öyle oluyor.”

* Bu söyleşi “ROCK KAZANI” dergisi için yapılmış olup, derginin EYLÜL2005 sayısında yayınlanmıştır. (Fotografları çeken sanatçı: SERKAN KUŞ)

APTÜLİKA: Senfonik orkestrayla bir albüm yaptınız. Fakat millete kötü örnek mi oldu nedir.
NEJAT YAVAŞOĞULLARI:Şimdi herkes yapıyor. Ama ne yapalım, geçmiş olsun bunu ilk yapan biz olduk yani. İbrahim Tatlıses, MFÖ hepsi yapıyor. Biz “Bulutsuzluk Senfoni”yi yaptığımızda Turgut Berkes bana; “Ben bunu Mazhar’lara defalarca söyledim ama yapamadılar” demişti. Bizim şöyle bir vesile oldu; Ankara’da Hakan Erdoğan vardı ve klasik müzik konserleri düzenliyordu. Onun aklına böyle bir fikir gelmiş. Bize bir yılbaşı konseri hazırladı. Şef Rengin Gökmen ve Hacettepe Senfoni Orkestirası. 120 kişilik bir orkestra. O konserden sonra İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’ndan bir teklif geldi. Sonra Bursa Senfoni Orkestrası derken devam etti. Bizde bu konserleri kayda almak istedik. Arkada bir belge olsun diye kaydedelim dedik. Böylece kaydettik onu. Konseri canlı izleyenlerin duyduğu ihtişam kadar olmasa bile o konuda fikir veren, değişik bir Bulutsuzluk Özlemi albümü olarak insanlara ulaştı.

A: Peki o konserden görüntü malzemesi var mı?
N: Görüntü olarak kaydedildi.

A: Onları DVD olarak çıkarma fikri var mı?
N: Evet DVD yapacağız ama hâlâ başlayamadık. Sahne arkası görüntüleri vesaire hepsi var.

A: Bulutsuzluk Senfoni albümünün finalinde tenor Hakan Aysev’le birlikte okuyordun. Böyle bir düetten tedirginlik duydun mu?
N: Hani biz klasik müzikçilerin karşısında sokak müzisyenleri olarak kendimizi ezik hissetmisizdir. Ama onlar bize böyle hissetmememizi sağlayacak olgunluğu gösterdiler. Onların da bizde hayran oldukları noktalar olduğunu söylediler. Aslında kendini yetiştirmissen, ille de bir konservatuardan mezun olmana gerek yok hani. Queen’den tutalım Beatles, Pink Floyd’a kadar bunun etkilerinin görürüz.

“Diğer elemanlara da beste yapın diyorum”
A: Fakat sizin gruptan bir akademisyen çıktı. Eski basçınız Demirhan Baylan, Bilgi ve Yıldız Üniversitelerinde müzik konusunda dersler veriyor.
N: Bizim gruptan yeni bir akademisyen daha geliyor diyebilirim. Davulcumuz Utku, Bilgi Üniversitesi’nin bir master programına girdi. Yakında bir yerlerde onu da öğretim üyesi olarak görebiliriz. Bulutsuzluk Özlemi’ne katılan öyle bir atmosfer içinde buluyor ki kendini; en üst noktayı zorlamaya başlıyor. Kendimizi ölçüşebileceğimiz, kıyaslıyacağımız, bizi dürtükleyen şeyler bütün dünya ölçeği. Hani kötü bir takımda oynayıp, dikkat çekmeyen bir futbolcu sistem dahilinde oynayan bir takıma girince mahareti nasıl ortaya çıkarsa bizde de öyle oluyor.

A: İyi de Bulutsuzluk Özlemi’ne yapılan bir eleştri var. Grupta Nejat’ın diktası var deniliyor. Bugüne kadar yapılan Bulutsuzluk albümlerinde Nejat dışında hiç bir elemanın ne bir şarkı sözü ne de bestesi yer aldı. Bu neden kaynaklanıyor?
N: Bu açıkcası benden kaynaklanmıyor. Her daim diğer arkadaşların şarkı yapmaları konusunda baskı yapmışımdır.
A: Ciddi mi diyorsun bunu?
N: Gayet ciddiyim Aptül... Mesela Sina’nın akustik piyanoya oturduğu zaman doğaçlama çaldığı çok güzel şeyler oluyor. Bir daha çal dediğim zaman çalamıyor. Diğer elemanlara da beste yapın diyorum. Hepsi ilk önce tamam diyor, sonra birşey gelmiyor. İkincisi belki ben farkında olmadan onların çekingen olmasına neden oluyor olabilirim. Mesela Akın birgün bana “Ben senin gibi söz yazamayacağımı bildiğim için hiç bu işlere girmiyorum.” Aslında bu konuda böyle bir şey olsun isterdim. Ben ne bileyim, kendimi bir John Lennon ya da Mick Jagger olarak gördüysem yanımda hep Paul Mc Cartney, Keith Richards gibi birini istedim.

A: Senin bir başka özelliğinde şarkı sözlerinde bu güne dek hiç şiir bestelememiş olman var. Oysa sol anlayışta ve protest müzik yapanlar genellikle Türk şairlerinin şiirlerini kullanırlar. Sende hiç böyle bir şey görmedik.
N: Benim böyle bestelerim de var, ama ben bir grubun kendi çağına, kendi yaşadıklarına tanıklık etmesini isterim. Tabiki başka şairlerden de beste yapılır.Nitekim bende bir çok tiyatro müziği yaptım.Mesela Nâzım Hikmet’in “Seyh Bedreddin Destanı”nı ben yıllar önce bestelemiştim. Bu Bulutsuzluk Özleminden önceydi. Bu bir proje olarak duruyor ve öyle bir şey çıkabilir. Senfonik Rock anlayışında “Seyh Bedreddin Destanı”nı bir “Carmina Bruna” gibi sunabiliriz. Bu tip çalışmaları Bulutsuzluk Özlemi içinde ortaya koymadık. Dediğin gibi öyle bir alışkanlığımız var. Ama ben aynı zamanda şarkı sözlerinde kendi yaşadığım şeyleri ortaya koymak isterim. Bunun daha önemli olduğunu düşündüm, çünkü herkes ötekini yapıyordu.

Eski “hit” parçaları kullanmak kolaycılığı
APTULİKA: Sen yerel ezgileri kullanmayı seçen biri değilsin. Bir roportjında da kentli bir insan olduğunu ve böyle davranmanın daha samimim olduğunu söylemiştin.
NEJAT YAVAŞOĞULLARI: Mesela Ali Ekber Çiçek’e ben hayranım. Onunla TRT’de bir programa katılmıştım. O gün onun saz çalışını dinlerken, ağzım açık kaldı. O programda “Haydar Haydar”ı söyledi, müthis bir yorumdu. Aslında halk müziğinden alınacak çok şey var.

A: 60’larda Anadolu Rock etkisi varken, şimdiki gruplarda da Türk Musikisi ve arabesk etkisi rock müziğine girmiş durumda. Bu neden kaynaklanıyor sence.
N: Bu ülkede her zaman yerel motifleri ve makamları kullandığımız anda daha geniş kitleye ulaşılacağı kesin. Geleneksel temalarla gidip, kulağa karışık gelmeyen birşey çıkardığınızda bunun popülerlik ve satış şansı çok yüksek. Bence bunu açıklıkla söylemeleri gerekiyor. Bunu sadece sanatsal bir yaklaşım olarak, görmüyorum ben. Bunu kolay bir yaklaşım olarak görüyorum. Yani eskiden “Hit” olmuş bir şarkıyı alıp, düzenlediğiniz zaman onun tekrar kitleleri bağlayacağına inanıyorum. Bu ne kadar sanatsal açıdan yapıldığı söylense bile, kolaycı bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Yani bunu itiraf etmeliler.

A: Aslında yerel ezgileri kullanmaktan çok, bu ülkenin geçirdiği yarım kalan bir çok seslilik hadisesi vardı. İnsanlar buna kafa yormaktan çok, yerel ezgileri adapte etmekle mi uğraştı.
N: Dünyada iletişim bu kadar güçlenmişken, müziğin gelişmesi bunu biraz gerçekleştiriyor. Yani olay kendiliğinden oluyor gibi. Türk Müziği biz farkında olmadan çok sesleniyor aslında. Türk Sanat Müziği’nde bugün yeni bir beste çıkmıyor. Mesela Zeki Müren’den sonra ben pek birşey hatırlamıyorum hani. Müren’in 50’li yıllarda siyah beyaz filmlerde söylediği şarkılardan sonra yeni bir hareketlilik gelmedi diyebilirim. Şimdi eski şarkıları tekrar tekrar okuyorlar. Onun dışında Türk Folk müziği dediğimiz tarzda ise yenilikler getiriliyor. Halk Müziğiyle uğraşan müzisyenlerde arkada perdesiz bir bas gitar ya da klavye ekliyorlar. Bazı kesimler buna da karşı çıkıyorlar ama hayatın akışı bu. Türkiye’de esasında çok potansiyal var. Şimdi Avrupa’daki herhangi bir ülkeye baktığımızda, üçbin dolar bir milli gelire rağmen, eğitimin vaziyetine karşın böyle üst düzey sanatçılar ve bilim adamlarının çıkması inanılmaz gibi geliyor. Yani ilginç bir ülkede yaşıyoruz. Şimdi bunu beğeniyorum, bunu beğenmiyorum demeden bakarsak; Mercan Dede’den tutalım, Nekropsi, Replikas, Baba Zula , Duman, Mor ve Ötesi, Bulutsuzluk Özlemi, Moğollar, Pentagram, Haluk Levent gibi isimlerden oluşan değişik yelpazede bir canlılık ve çeşitlilik var. Her çeşit müziği bulmanız mümkün. İşte bir Şebnem Ferah yanısıra Özlem Tekin var. Ne bileyim bunlarla birlikte bir Sabahat Akkiraz var. Böyle bir çeşitlilik içinde, kabına sığamıyan bir ülke konumundayız diyebilirim. Belki de bu geçmişte bir imparatorluğun farkında olmadan devralınan mirası olabilir. İşte bu çeşitliliğin birbirine karışması, böyle bir şeyi ortaya çıkarıyor. Yani zengin bir ülke.

Yeni Albüm öncesi, yeni gitarist
A: Naim Dilmener’in hazırladığı “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” isimli 45’lik plmaklar seçkisinde senin Bulutsuzluk Özlemi döneminden önceki bir parçan da yer alıyordu. Seni Bulutsuzluk Özlemi’nden tanıyan kuşak buna şaşırdı mı?
N: Çok şaşırıyorlar tabiki. Ta 70’li yıllardaki 2Yalnız Kalma” isimli 45’lik plağım. Şimdi orada Attila Özdemiroğlu flüt çalmış. Önemli bir kayıt. Biz o parçayı hâlâ konserlerde çalıyoruz ama bu halini pek bilmiyorlardı.

A: Bir de o yıllarda senin yanında Reha vardı. Hatta “Nejat ve Reha” diye bir ikiliydiniz. İnsanlar Reha’nını şimdi ne yaptığını merak ediyor, görüşüyor musunuz?
N: Aslında o yetenekli falan bir tipti de müziğe devam etmedi. Öyle birlikte çıktık, daha sonra “Ben daha müzikle uğraşmayacağım” dedi. Bizim Anadolu Hisar’ında oturuyordu ve her öğleden sonra gitar çalardı. Bizde ona bakıp,”Vay be ne güzel gitar çalıyor” derdik. Gitar çalıp, şarkı söylemesi Hisar’da çok meşhurdu. Sonra onunla tanıştık. Onların bir grubu vardı, beni basçı olarak aldılar. Bu sırada bir Eurovision hikayesi oldu. Yarışmaya parça hazırladık. Ardından Reha müziğe devam etmeyeceğini söyledi ve Goodyear firmasında işe girdi. Bu hayatını garanti altına almak yönünüde bir seçimdi. Şimdi Dubai’de yaşıyor.

A: Bu arada yeni albüm ne zaman gelecek.
N: Yeni albüm için 9, 10 parça maket denilebilecek düzeyde hazır aslında.
A: “Yol” albümünde senfonik etkiler, biraz da hard rock tadı yakalanmıştı. “Numara” da ise yer yer caz etkileri hakim olmuştu. Bundan sonrakinde yeni arayışlara girecek misin?
N: Bizde hep iyi gitarister çalıştı. Akın bizimle birlikte önemli albümlerde yeraldı. Sonra Serdar Öztop’la çalıştık. O bize olgunlaşmış bir gitarist olarak katıldı. Şimdi biz ondan sonra yolumuza nasıl bir gitarcı ile devam edeceğiz diye düşündük. Öztop’dan sonra bildiğimiz birine teklifle mi gidelim yoksa hiç bilinmeyen yeni ve yetenekli bir gitaristle mi yola devam edelim diye düşündük. Şimdi Deniz Demiröz diye 24 yaşında bir arakadaşla çalışıyoruz. Bizim gibi eski köklere bağlı rock müzisyenlerini tatmin etmeyen “alternatif” müzik adı altında bir takım müzikler vardı. Fakat şu günlerde daha güçlü ve tutarlı modern rock örnekleri çıkmaya başladığını görüyoruz. Yani biz bunların da dışında kalmayalım diye düşünüyoruz. Eski dönem müziklerini hababam tekrarlayan bir grup olmamaya zaten çalıştık. Bu yeni tınıları da kendi potamızdan geçirerek albümde kendine bir yer bulsun diye bir düşüncem var. Onun dışında basit ve daha dolu bir uslup olabilir. Daha tam olar da net değil hani.
Aptulika

Bundan önce ne vardı?
Noluyor Orda/Rolling Stones - “A Bigger Bang”
43 yıllık bir Rock abidesi olan topluluğun elemanları 60’ını aşmış olsa da daha sıkı bir rock albümüyle karşımızda. Rock ve Blues’ın kendilerine has birleşiminde, 16 yeni parçanını yeraldığı bu uzun albümde gerçekten boş yok. devamı >>

Bundan daha da önce ne vardı?
Hazarfen-i Ahval/Martin Scorsese’in Bob Dylan Belgeseli
Ülkemiz televizyonlarında da (İlkönce CNBC-E, sonra NTV) gösterilen, 5 bölümlük “Blues” belgeselinin tadını müzikseverler unutabilmiş gibi değil. 2 yıl öncesi yapılan İstanbul Film Festivali’nin de ayrıcalıklı konuğu olan bu dizi ün devamı >>

Copyright © 2005 - Aptülika